Karadiyar'ın hikâyesi Tien ve Sinraen'deki kütüphanelerde saklıdır. Geçen çağların mucizeleri, savaşları, kahramanlıkları ve ahmaklıkları bu sayfalarda yazılıdır.

Karadiyar Tarihi

1. ÇAĞ: Başlangıç

Bu diyarlar yıllar boyu birçok misafiri ağırladı. İnsanlar ve daha nicesi. Fakat bu kadar misafirperver olan dünyanın bir de ev sahibi vardı: Elfler. İnsanlar ne kadar kendilerinin daha eski olduklarını iddia etseler de bu doğru değildi. Ev sahibi Elfler hakkındaki ilk kayıtlar İkinci Çağın başlarında yazılmıştır. Kökenleri bilinmeyen ve adeta doğanın bağrından koptuklarına inanılan Elfler, insanlar tarafından ilk kez kadim ormanların derinliklerinde görülür olmuştu. Görenler kuşku ve merak duygularını yaşarken, Elfler dünyalarını ziyaret eden insanlara dostça yaklaştılar. İlk olarak Poynaz Köyü'nün derin ve el değmemiş güneybatı ormanlarında görünür oldular. Ormanların arasında yaşar, orada avlanır ve hayatlarını devam ettirirlerdi. Fiziken insanlara benzeyen Elfler, yetenekleri açısından onlardan çok farklıydı. İnsanlara kıyasla ince yapıları, uzun boyları ve sivri kulakları vardı. Onları üstün kılan özellikleri; gecenin karanlığını delebilen keskin bakışları ve doğanın en ufak fısıltısını bile işitebilen kusursuz duyularıydı. Söylenilene göre; onlar istemedikleri sürece varlıklarından haberdar olmak imkânsızdı. Sonraki çağlarda anlatılan nice rivayete göre, umutsuz savaşların en karanlık anlarında ormanların içinden gelen görünmez oklar insan ordularını birçok kez mutlak yıkımdan kurtarmıştı. Fakat o günlerde ne insanlar ne de cüceler bu gizemli kurtarıcıların kim olduğunu biliyordu. Elfler varlıklarını ancak İkinci Çağın başlangıcında açıkça ilan ettiler.

Yemyeşil bu dünyada gün geçtikçe büyüyen bir krallık vardı; insanlar. Yüreklerinde sönmek bilmeyen bir hırs ve dünyayı kendi suretlerinde şekillendirme arzusu taşıyan ölümlü canlılar. Varlıklarının ilk gününden itibaren inşa ettikleri bu diyara bağlı ve sadık kaldılar. Bu sadakatleri de zamanla karşılığını buldu. Yemyeşil zeytinlikler, verimli topraklar ve onu besleyen yağmurlar... Artan sayılarına rağmen yine düzenli bir şekilde tükettiler, tükettiklerinden fazlasını da ürettiler. Gittikçe çoğalan nesilleri beraberinde liderlik duygusunu ve yönetim şekillerini de geliştirdi. Önceleri yalnızca en yaşlılar ve bilgeler söz sahibiyken, zamanla bu gelenek yerini daha mutlak ve kurumsal bir otoriteye bıraktı. İlk Çağın altı yüz yirmi sekizinci yılında insanlar ilk kez tek bir taht altında birleşti.

Esthe'yi diğerlerinden ayıran yegâne şey bilek gücü değildi; yabanın sıradan bir sakininde asla rastlanmayacak derin bir bilgeliğe de sahipti. Ömrünün uzun bir kısmı doğanın kendilerine yaşattıklarını öğrenmek ve gördüğü her şeye anlam biçmekle meşgul oldu. Onun tavsiyesi üzerine topraklar belirlendi, her bölgenin yerlileri sınırlarında avlanır ve barınır oldu. Aynı zamanda sadece avcılık değil, tarım ve hayvancılıkla da uğraşılır oldu. Yaban atları ehlileştirildi, çorak topraklar sabanla işlendi ve diyara bereket getirecek ilk tohumlar toprağın bağrına emanet edildi.

Aroblin Esthe tahta çıktığında 42 yaşındaydı. Oğlu Hail ise 13. Zaman ilerledikçe kraliyet sistemi gelişti ve Esthe ailesi varlık içinde yaşadı. Aroblin'in eşi Nimaor 44 yaşında sebebini bilmedikleri bir hastalıktan gözlerini yumdu. Bu amansız kayıp, tüm diyarın üzerine kara bir matem bulutu gibi çöktü. Şu anki Tien Kalesi'nin sırtını dayadığı sarp dağların eteklerinde, Lady Nimaor için ebedi bir istirahatgâh inşa edildi. Yapılan taştan bir mezar ve büyük heykeller tüm halkın hüznünü temsil ediyordu. Nimaor'un ölümünden sonra Hail de aynı babası gibi her gördüğü şeyi araştırmaya başladı. Hastalıklara şifa arar oldu. Esthe ona tahtı bıraktığında 29 yaşındaydı ama en az babası kadar bilgiliydi. Hail'in yönetiminde insanlar her alanda gelişti. Avcılığın dışında, şifalı otlar ve bazı tedaviler keşfedildi. Yabanın çetin şartlarına ve giderek sertleşen kışlara göğüs germek adına, rüzgâra ve kara dayanan sağlam taş haneler inşa edildi.

İnsanların bir kolu, adeta amansız bir illetin pençesindeymiş gibi kısa doğuyor ve boyları uzamıyordu. İlk kral Esthe, onların durumunu talihsiz bir kusur yahut bilinmeyen bir illet saydı; bu yüzden halkın geri kalanından ayrı tutulmalarına ses çıkarmadı. Fakat varisi Hail, bu kısa boylu halkın sıradan insanlardan daha güçlü ve daha dayanıklı olduğunu fark etti. O güne kadar uzun halka kölelik yapan bu kısa ve güçlü halk, Mitron'un önderliğinde kendi kaderlerini çizmek üzere kralın topraklarından ayrılıp ulu dağlara doğru büyük bir göç başlattılar. Bu dışlanmış halk, diğerlerinin aksine zanaata, taşa ve yeraltının gizemli güzelliklerine büyük bir tutkuyla bağlıydı. Esthe'nin kurduğu krallıkta kendileri için sadece köle sıfatını edinmişlerdi. Mitron isimli öncünün izinde yüzlerce insan kendi krallığını kurmaya başladı.

Yıllar süren amansız bir taş işçiliğinin ve cücelerin yeraltı dehasının sonucunda, dağların bağrına muazzam bir saray oyuldu. Ama ne yazık ki bu tarihi göçün ilk gününden beri Dağ Altı Halkı'na önderlik yapan Mitron sonuna kadar dayanamadı. 82 yaşında Mitron kendi inşa ettiği sarayın içinde öldü. Onun için aynı Nimaor'un Anıtı gibi, dağların eteğine taştan bir anıt yapıldı. Mitron'un ölümü üzerine Hail onu son kez görmek için kısa boylu insanları ziyaret etmek istedi.

Atının üzerinde yol alan Hail, dağlardan yükselen dumanları fark etmekte gecikmedi. Mitron için hazırlanan mezara yaklaştıkça yerdeki toprak bile düzen buluyor, önünde taşların kapladığı bir yol beliriyordu. Mezarın karşısında yükselen devasa taş kapıyı gördüğünde hayretler içinde kalarak atından indi. Kral, saatlerini bir zamanlar köle olan bu halkın dağların bağrına oyduğu ihtişamlı salonları adımlayarak geçirdi. Hava karardığında acılarını azaltmak için bölgedeki tüm insanların katıldığı bir anma töreni hazırlattı. Hail için küçük bir kürsü hazırlanmıştı. Yavaş adımlarla konuşacağı alana giden kral, hâlâ sarayı düşünüyordu. Nasıl olurdu da insan soyunun yarı boyundaki bu halk, taşı böylesine kusursuz bir ustalıkla işleyebilirdi? Kral daldığı bu derin düşüncelerden sıyrılarak bakışlarını karşısında duran kalabalığa çevirdi ve gür bir sesle kelam etti:

Babamın döneminde sebebi bilinmeyen bir hastalığa yakalandığınız sanıldı, bu da yetmez gibi köle oldunuz. Taş kırdınız, odun kestiniz, hayvanlarla aynı yerlerde yattınız. Sarayımdan sadece üç atlı geldik ve yaptıklarınızı yalnızca biz biliyoruz. Babamın ve benim sahip olduğum yetkiler dahilinde sözüm kanun demektir. Ben Kral Hail olarak sizi bağımsız kılıyorum. Artık kimsenin boyunduruğu altında değilsiniz. Sizler Dağ Altı Halkı, Cücelersiniz... Bundan böyle tüm diyarda bu asil namla anılacaksınız. Sarayınızda kendi krallığınızın ilk tohumu atılacak ve gün geçtikçe büyüyecek. Mitron'a vefa borcunuz var, işte bu yüzdendir ki krallığınız da onun ismini taşımalı. Şu an hepimiz onun inşa ettiği Mitron Sarayı'nın önünde duruyoruz ve kadehlerimizi ona kaldırıyoruz.

Konuşmanın ardından tüm cücelerin gözleri parıldar, yüzleri güler olmuştu. Koskoca kralın buraya sahip oldukları her şeye el koymaya geldiğini sanmışlardı. Fakat görmedikleri bir saygı ile karşılaştılar. Kralın sözleri bittiğinde yeni varis çoktan belli olmuştu. Mitron'un oğlu Malor tahta oturacak ve hüküm sürecekti.

Yüzyıllar boyunca cücelerin ve insanların hüküm sürdüğü bu topraklar huzur ile doldu. İlk ekilen tohumlar çiçekler açtı, ağaçlar büyüdü, nice krallar yerlerini oğullarına bıraktı. Eski nesil gitti, yerlerine yepyeni ve daha güçlü bir nesil geldi. Zamanla basılmadık toprak, içilmedik su bırakılmadı. Hail, ölümünden önce tüm bölgelerdeki insanlara özgürlüklerini verdi. Böylece herkes huzur buldu. Ölümünden iki yıl sonra ise cücelerin bir kısmı eski topraklarına geri döndü ve kaybettikleri krallarının anısına koskocaman bir saray inşa etmeye başladılar. Dağlardan toplanan taşlar üst üste konularak Hail'in mezarı etrafında sıralandı. Yıllar ilerledikçe Mitron'dan küçük ama görkemli yeni saray bitti. Hail'in oğlu Sinraen'in ismi ile anılan bu yeni saray, yüzyıllar boyu insanların krallarını barındırdı.

Yıllar ilerledikçe Hail'in izleri hâlâ dünya üzerinde duruyordu. Ölümünden önce verdiği hür halk kararı ile onlarca yeni bölge ve şehir oluştu. Bu da yeni krallar ve birlikler demekti. Fakat Hail'in sözüne göre bu yeni birlikler de kendi varisinin kollayacağı krallığa bağlıydılar.

İlk Çağ'ın çalkantılı yılları, insanlara Dağ Altı Halkı olan cücelerle aynı göğün altında omuz omuza yaşamayı öğretmişti. Çağın sonlarında Hail'in oğlu Sinraen de hastalıktan ölünce yerine kız kardeşi geçti. Sinraen'in tek oğlu daha çok küçük olduğu için Lady Elian otuz yıl boyunca insanları yönetti ve en sonunda yerini gerçek varise bıraktı. Çağın sonlarına doğru baş gösteren ve devası bulunamayan illetler yüzünden, tahtın varisleri birbiri ardına gölgelere karıştı ve taç sık sık el değiştirdi. Fakat Aroblin Esthe'nin varisleri hep tahtta kaldı.

2. ÇAĞ: Gelişim

Kral Sain'in hükümdarlığı, diyarın kaderini sonsuza dek değiştirecek eşi benzeri görülmemiş bir hadiseyle başladı. Nicedir bu toprakları paylaşan cüceler ve insanların hikâyesine, asırlar boyu gölgelerde saklanmış kadim bir ırk daha dahil oldu. Ormanda gezinen ve yaşayan bu canlılardan ilk başta herkes korktu. Fakat Sain'in tahta geçtiği yıllarda bu ırkın önderi Sinraen Sarayı'na esrarengiz bir ziyaret yaptı. Gelen elçi; altın sarısı saçları ve zarif boyuyla bir insana benzese de, duruşunda bu dünyaya ait olmayan kadim bir asalet taşıyordu. Sinraen'in kapısına gelmeden önce gözcüler tarafından fark edildi ve herkes surların önüne dizildi. İnsanlar merakla onu izliyordu. Kral Sain sarayından çıktı. Saray muhafızlarının eşliğinde kapılara doğru yürüdü. Halk kuşkuyla kapıdaki misafire bakarken, Sain gür bir sesle bağırdı: Muhafızlar kapıları açın ve misafirimizi içeri alın.

Yavaş adımlarla içeri giren yabancı, kral tarafından karşılandı ve saraya alındı. Sarayın ağır kapıları ardında saatler süren sır dolu bir görüşme gerçekleşti ve dışarıya tek bir fısıltı dahi sızmadı. Gün kızıla çalarken Kral Sain halka sesleneceğini duyurdu ve merak içindeki kalabalık dalgalar halinde saray avlusuna akın etti. Bir süre sonra yanındaki yabancıyla birlikte dışarı çıktı Sain ve yüksek sesle konuşmaya başladı. Tüm halk meraklı gözlerle onu dinliyordu:

Nicedir cücelerle paylaştığımız bu dünyayı daha kolay bir yer yapmaya çalışıyoruz. Atalarımız bu sarayı yaptılar. Cüceler ise dağların bağrına Mitron Sarayını oydu. Soyumuz büyüdükçe aklımıza birtakım soru işaretleri düşer oldu. Bu kadim diyarda bizden başka akıllı halklar da var mı? Aslında çağlar boyunca yalnız olduğumuzu sandık. Fakat bugün öğreniyoruz ki bu dünyanın ev sahipleri biz insanlar değiliz. Bu kadim dünyada bizden önce yaşayan ve hâlâ aramızda bulunan yepyeni bir halkla tanıştık bugün.

Kralın sözlerinin ardından sessizliği asil yabancının ahenkli sesi böldü:

Merhaba ey insanoğlu, kralın soyu. Ben Halde oğlu Darien. Size kraliçemiz Elf Praguh'un selamını getirmekle yükümlüyüm. Esthenin tahta çıkışından beri bu dünyada Praguh'un buyruğu altında yaşıyorum. Altın ve Dalron ormanlarında ikamet ediyor halkımız. Kraliçemizin hüneri sayesinde sizlere göre daha uzun süre yaşıyoruz ve bazı hünerlerimiz sayesinde istemediğimiz sürece varlığımızdan haberdar olamıyorsunuz. Fakat krallıkların kurulması ve büyük sarayların inşa edilmesiyle size kendimizi tanıtmak istedik. Mitron Sarayı'nın girişine giden yolların etrafındaki ormanlarda büyük saraylarımız bulunuyor. Yine aynı bölgede bulunan Faelwyn'de kraliçe Praguh yaşamakta. Bugün huzur içinde kurduğumuz bu dünyayı yarınlarda karanlık bulutlar kaplayabilir. Bu yüzdendir ki bizler sizlerin dostuyuz.

Darien konuşmasını bitirdiğinde halk hâlâ şaşkınlık içerisinde birbirine bakınıyor, olan bitene anlam veremiyordu. Birçoğu krallarının gözünün içine bakıyor ve gerçeği anlamaya çalışıyordu. O anda Sain gülümseyerek halkına baktı ve sağ elini Darien'in omzuna koydu. Bu hareket Darien'in konuşmalarını doğrular, onların dost olduğunu kanıtlar gibiydi. Tüm halk saygısını belli etmek istercesine yerlere kadar eğildi ve genç Elf Darien'i selamladı. Bu karşılamaya ve saygıya güler yüzle karşılık veren Darien çok gecikmeden krala doğru döndü ve yavaşça karşısında eğildi.

Elfler ölümlü halkların arasına böyle destansı bir hadiseyle katıldı ve diyarın kaderini sonsuza dek değiştirdi. Darien'in ziyaretinden birkaç gün sonra Sain de atına atlayıp Faelwyn'e yol aldı. Üç gün boyunca Praguh tarafından ağırlandı. Cücelerin, yanı başlarında yükselen bu muazzam elf sarayını bunca zaman fark edememiş olmaları insanlar arasında alay konusu oldu. Hatta bir süre Elflerin varlığını kabul etmeyip onların ziyaretçilerini geri çevirdiler.

İlerleyen yıllarda Elflerin hünerleri sayesinde birçok hastalık yenildi, yaralılar ve hastalar iyileştirildi. Tüm bölgelerde çeşitli şifa evleri kurulmaya başlandı. Yabanda yaşayan ve avcılık konusunda yetenekli olan kolcular zamanla bu bitkileri araştırır oldular. Yabanın kalbinde pişen bu ilk kolcular, Kral Sain'in divanında söz hakkı ve yasal bir itibar talep etmişlerdi. Fakat güce tapan Sain yetkilerini kimseyle paylaşmak istemeyince çoğu kolcu Sinraen ile bağlantısını kesti. Birkaç yıl sonra kolcu lideri Eva ormanda ölü olarak bulundu. Gövdesine saplanmış iki ok olsa da, etraftaki izler sürünün çok daha kalabalık olduğuna işaret ediyordu; usta avcı, ormanın amansız kurallarına yenik düşmüştü. Eva'nın ölümünden sonra tüm bölgelere iyice dağılan kolcular halk tarafından dışlandı ve yine yabana sürüldü.

İkinci Çağın ortalarında bitmek üzere olan kolculuk kavramı beraberinde birçok sorun getirdi. Hem besin hem de ilaç eksikliği yaşayan Sinraen halkı kendi arasından küçük avcı birlikleri çıkarmaya başladı. Daha sonrasında ihtiyaçların artmasıyla büyüyen bu birlikler krala bağlı ilk kolcu birlikleri oldu ve komutaları, kralın kadim yoldaşı ve en güvendiği kumandanı Bamri'ye tevdi edildi. Toplanan kolcu askerleri zamanla yay ve avcılık konusunda uzmanlaştılar.

Çağın sonlarına doğru insanlar ve cüceler Elflerin varlığına alıştılar. Sain'in, kendinden sonraki nesillere rehber olması için bizzat kaleme aldığı o nadide hatıratın büyük bir bölümünde Elflerden ve hünerlerinden bahsettiği kısımlar vardı. Satırlar şöyleydi:

Çağın başında karşımıza ilk çıktıklarının üstünden on beş yıl geçti. Artık yüzüm yılların yüküyle kırıştı ve yaşlılık, kelimeleri dudaklarımdan dökmeyi bile ağır bir külfete dönüştürdü. Fakat Praguh hâlâ aynı. Yıllar onun asil yüzünde tek bir iz bırakmamış, ne saçlarından bir tel eksilmiş ne de gözlerindeki o kadim ışık sönmüştü. Sözleri ve salt varlıklarıyla, ölümlü bir insanın ruhuna sükûnet vermekte benzersiz bir hünerleri var. Birkaç gün evvel Faelwyn'de, Kraliçe Praguh'un ev sahipliği yaptığı zarif bir ziyafete icabet ettim. Yemekte bulunan cücelerin laf kalabalığı arasında yemekleri tek tek tadıyordum. Kadehimde bulunan sudan bir yudum aldım. O an boğazımdan yabancı bir nesnenin kayıp gittiğini hissettim, ancak nezaketimi bozmamak adına sükûnetimi koruyarak bunun yalnızca bir ekmek kırıntısı olduğunu farz ettim. O esnada cücelerin bitmek bilmeyen gürültülü sohbetlerini sabırla dinleyen Praguh bir anda bana döndü. Esthe oğlu Sain... O yuttuğunuz ekmek kırıntısı veya böcek değil. Bir altın yaprak. Yağmur gören yapraklardan altın olanları sadece Elfler tarafından kullanılır. Size bir zararı dokunmaz; aksine, canınıza kastetmek isteyen bir düşmanın sizi alt etmek için artık karanlık güçlere çok daha fazla bel bağlaması gerekecektir dedi. Aklımdan geçenleri o ses kalabalığı arasında okudu. Sanırım cüceler bu Elf hünerini fark etmediler. Belki de yaşlı zihnim benimle bir oyun oynadı.

Takvim

1. ÇAĞ

  • 248 - İnsanların küçük çaplı ilk birlikler oluşturduğu dönem. Timmolin'in kuruluş hayallerinin somut bir şekil almaya başladığı yıllar.
  • 301 - İlk bağımsız büyük birlik olan Timmolin, Laruz'un liderliğinde kuruldu.
  • 352 - Laruz'un ölümü üzerine yerine oğlu Senre geçti. Lord Laruz şu an Altın Orman diye anılan bölgeye götürüldü ve onun için mezar inşa edildi.
  • 441 - Varis Senre'nin kötü yönetimi ve haksızlığa düştüğüne inanan birçok insanın çıkardığı ayaklanmalar sebebiyle Timmolin yıkıldı. İnsanlar yine 200 yıl öncesindeki gibi dağınık ve düzensiz yaşamaya başladılar.
  • 586 - Aroblin Esthe, Tepedüz bölgesinde dünyaya geldi. Doğumundan 12 yıl sonra annesi, 14 yıl sonra da eşinin acısına dayanamayan babası öldü.
  • 612 - Esthe diğer insanlar tarafından lider olarak görülür, birçok hastalığın şifasını arar oldu.
  • 615 - Esthe'nin oğlu varis Hail dünyaya geldi.
  • 619 - Tüm insanların bir yönetici altında toplanacağı bir sistem ilk kez konuşulur oldu. Tüm dünyanın aydınları sık sık bir araya gelerek bu konuyu tartıştılar.
  • 628 - İlk ve en büyük krallık kuruldu. Artık Kral Aroblin ve Kraliçe ise Nimaor oldu.
  • 640 - Kraliçe Nimaor bilinmeyen bir hastalık yüzünden öldü.
  • 644 - Esthe yaşı ve hastalıkları sebebiyle tahtı oğlu Hail'e bıraktı.
  • 651 - İlk defa şifalı otlar keşfedilir oldu. Ayrıca ilk harita çizimi yapıldı.
  • 654 - Cüceler, Mitron'un önderliğinde kendi kaderlerini çizmek üzere kralın topraklarından ayrılıp ulu dağlara doğru büyük bir göç başlattılar.
  • 655 - Mitron ve peşinden giden yoldaşları, dağların karanlık kalbine ihtişamlı bir saray oymaya başladılar.
  • 671 - Lord Mitron kendi sarayında hayata gözlerini kapadı. 82 yaşında yorgunluğa yenik düşen Mitron'un yaptığı bu saray tüm insan halklarının kulağına gelmişti. Birkaç gün sonrasında sarayın yapımı son buldu ve kral bölgeye geldi. Orada ilk defa Dağ Altı Halkı bağımsızlık hakkını kazandı. Sarayın yeni Lordu, Mitron'un tek varisi Malor oldu.
  • 679 - Kral Hail tarafından tüm halklara özgürlük ve bağımsızlık hakkı tanındı. Daha sonra da yine kralın emriyle bölgeler ve şehirler oluştu.
  • 681 - Kral Hail şu anki Sinraen topraklarında öldü ve tüm dünyayı hüzün bulutları kapladı. Dağ Altı Halkı krallarına bağlılıklarını göstermek için şu anki Sinraen Kalesi'ni inşa etmeye başladılar.
  • 715 - Hail'in varisi (Sinraen) de aynı babası gibi sarayında hastalıklardan öldü ve yerine kız kardeşi geçti. (Lady Elian)
  • 717 - Şehirler ve bölgeler günümüzdeki sınırlarına ulaştı; diyarda yaşayan her ırk kendi köklü kültürünü ve geleneklerini inşa etmeye başladı.
  • 721 - Bazı bölgelerde şifa evleri kuruldu ve kraliçenin emriyle ormanlara izinsiz giriş yasaklandı.
  • 726 - Birçok hastalık yenildi ve hastalıklardan yitenlerin sayısı gün geçtikçe azalmaya başladı.
  • 729 - Kraliçe Elian'ın emriyle Sinraen'in ortasına büyük bir Esthe heykeli inşa edildi. Tabii ki de cüceler tarafından.
  • 730 - Dalron Ormanı'nda ilk kez kanatlı büyük yaratıklara rastlanıldı. Onlara çeşitli isimler verildi.
  • 735 - Bazı gözüpek avcılar ve şövalyeler, Dalron üzerinde görülen kanatlı yaratıkların izini sürmeye başladı. Pek azı geri döndü. Dönenlerin anlattıkları ise, halk arasında kadim ejderhalara dair korku dolu söylencelerin doğmasına sebep oldu.
  • 745 - Kraliçe Elian koltuğunu asıl varis olan yeğenine (Sinraen'in oğluna) bıraktı.
  • 826 - İlerleyen yıllarda, zamanın kralı Mirob tarafından bu kadim yaratıkların son yumurtaları şu anki Ejderha Mağaralarının derinliklerine gizlendi ve böylece soylarının tamamen tükenmesinin önüne geçildi.
  • 826-1000 - Birçok kral geldi geçti. Dünya gün geçtikçe gelişti ve daha yaşanır hâl aldı. İlk çağda en büyük yeniliklerin sebebi Kraliçe Elian olmuştu. Yaptıkları her şey zamanla daha iyi anlaşıldı. Esthe'nin kanı hâlâ korundu ve kraliyet ailesi hükmüne devam etti. İlk Çağ, başladığı o sükûnet dolu günlerin mirasıyla huzur içinde nihayete erdi.

2. ÇAĞ

  • 1001 - Kral Sain tahta çıktı. Aynı yıllarda Elfler ilk kez varlıklarını açıkça gösterdi ve Darien, Sinraen Sarayı'na gelerek Praguh'un mesajını insanlara iletti.
  • 1003 - Kral Sain, Faelwyn'e giderek Elf Kraliçesi Praguh ile görüştü. İnsanlar ve Elfler arasında ilk resmî dostluk bağı kuruldu.
  • 1012 - Elflerin yardımıyla birçok hastalık tedavi edildi. Şifa evleri genişletildi ve yabandaki bitkiler üzerine ilk ciddi araştırmalar başladı.
  • 1024 - Kolcular, Kral Sain'in divanında söz hakkı ve resmî statü talep etti. Talepleri reddedildi.
  • 1029 - Kolcu Lideri Eva, Altın Orman'ın güneyindeki pusularıyla ork akınlarını durdurdu. Sinraen ile Faelwyn arasındaki yollar uzun süre güven altında kaldı.
  • 1034 - Eva ormanda ölü bulundu. Gövdesine saplanmış iki oka rağmen olayın nasıl gerçekleştiği hiçbir zaman öğrenilemedi. Kolcuların büyük kısmı dağıldı ve yeniden yabana çekildi.
  • 1042 - Bamri komutasında krala bağlı ilk düzenli kolcu birlikleri kuruldu.
  • 1058 - Kral Sain yaşlılık yıllarında Elfler ve Praguh hakkında ünlü hatıratını kaleme aldı.